Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifinde buyuruyor ki: “en nezafetü min'el îmân: Temizlik îmândan gelir.”
Bu hadîs-i şerifte sözü edilen temizliğin ne olduğunu ve îmânla ilişkisini anlayabilmek için evvelâ insanın yapısını bilmek gerekiyor sevgili kardeşlerim. Bir evvelki yazımızda da ifade ettiğimiz gibi, hepimiz topraktan yaratılan bir fizik vücudun (Hicr-26), 7 kademede dizayn edilen bir nefsin (Şems-7) ve Allah’ın Zat’ından üfürülen bir ruhun (Secde-9) sahibi olarak bu dünya hayatına gönderildik.
*Fizik bedenimiz; Allah’a kul olmakla,
*Nefsimiz; tezkiye ve tasfiye olmakla,
*Ruhumuz ise biz ölmeden evvel bu dünya hayatında Allah’a ulaşmakla vazifeli kılınmış.
Kâlû belâ gününde hepimiz bu istikamette Allah’a yemin, misak ve ahd adı altında sözler vermişiz. İşte bugünkü yazımızda, bu üç temel emirden biri olan nefsin Allah’a yeminine değinmek istiyoruz.
Nefs, insan vücudunda kötülüklerin temsilcisidir sevgili kardeşlerim. Çünkü baştan aşağı afetlerle (karanlıklarla) dolu bir varlıktır. Bu afetler Allah’ın emirlerine mutlaka karşı çıkan, yasak ettiği fiilleri de işlemek isteyen bir özellik taşırlar. Öfke, kin, kıskançlık, haset, nefret, iptilalar, isyan, düşmanlık, cehalet, zan ve zulüm gibi 19 grup afet nefsimizdedir. Şu dünyada ne kadar mutsuz insan varsa mutsuzluklarının tek bir sebebi vardır; nefsin manevi kalbindeki bu 19 grup hastalık. Ruhumuzda ise bunun tam tersi olan 19 grup haslet vardır ve ruh Allah’ın bizdeki temsilcisidir. Şeytan, nefsimiz vasıtasıyla bize devamlı günah işletmeye çalışırken, ruhumuz daima Allah’ın emirlerini yapmaya davet eder. İşte bu sebeple iç dünyamızda bu iki zıt kuvvet devamlı kavga halindedir. Allah’ın bizden istediği temel emirlerden biri işte bu kavgayı bitirmek, nefsimizi evvelâ 7 kademede tezkiye, sonra da tasfiye ederek bütün karanlıklarından temizlemektir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîsinde ifade ettiği temizlik de işte bu temizliktir. Kim hakiki bir îmân sahibi ise o nefsini tezkiye etmek (temizlemek) üzere yola çıkmış olan kişidir.
Nefsimiz 7 kademede dizayn edilmiştir ve belli bir zaman parçasında ahsene dönebilecek özelliktedir.
91/ŞEMS-7: Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).
95/TÎN-4: Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık.
Kur’ân-ı Kerim’e göre sadece nefsini tezkiye edenler kurtuluşa erenlerdir.
1/ŞEMS-9: Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.
Nefsimizi tezkiye etmek hepimizin üzerine farzdır.
5/MÂİDE-105: Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur).
Peygamber Efendimiz (S.A.V) de bu minvalde: “En büyük cihad nefs ile yapılan cihaddır.” buyuruyor.
Nefs ile yapılan cihad, nefsini tezkiye ve tasfiye etmek üzere kişinin gösterdiği gayreti ifade eder. Bu cihadın başlangıç noktası ise ruhumuzu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı dilememizdir. Her kim ölmeden evvel ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilerse Allah onun üzerine derhal Rahîm esmasıyla tecelli eder. Ve o kişiye peş peşe furkanlar verir. Böylelikle kişi gerekli kalp şartların sahibi kılınır. Ve zikretmeye başladığı takdirde nefsinin manevî kalbine %2 oranında rahmet nuru girer ve o kişi huşû sahibi olur. Allahû Tealâ huşû sahibi olan bir insanın kalbine mutlaka mürşid sevgisini koyar. Bu kişi hacet namazı ile Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşidi talep ederse Allah ona mutlaka mürşidini gösterir (Bakara-45). İşte her kim Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşide ulaşır da önünde tövbe ederse tövbe ettiği an kişi nefs tezkiyesine adım atmıştır. Buna paralel olarak ruhu da vücudundan ayrılıp Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’a doğru yola çıkar. Aynı anda fizik vücudumuzun da Allah’a teslim yolculuğu başlamış olur.
Zikir, nefs tezkiyesinin yegâne vasıtasıdır. Kur’ân-ı Kerim’de geçen sâlih amel zikri ifade eder. Islâh müessesesi ise sadece nefsimizle alâkalıdır ve mutlaka zikri gerektirir.
87/ALÂ-14: Nefsini tezkiye eden kimse felâha (kurtuluşa) ermiştir.
87/ALÂ-15: Ve (o nefsini tezkiye eden) Rabbinin İsmi’ni zikretti ve de namaz kıldı.
Kalp Allah’ın evidir. Kalbi temizleyen tek ibadetse Allah’ın ismini tekrar etmektir.
13/RAD-28: Onlar âmenûdurlar ve kalpleri Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?
Peygamber Efendimiz (S.A.V) de bu istikamette buyuruyor ki: “Rabbini zikredenlerle etmeyenlerin misali diri ile ölü gibidir.”
Allah’a ulaşmayı dileyerek mürşidine tâbî olan kişi “Allah, Allah…” diye zikretmeye başlar. Bu zikir onun kalbine Allah’ın katından rahmetle fazl nurlarının gelmesini sağlar sevgili kardeşlerim. 7 kademede nefsin kalbindeki her %7 fazl birikimi, nefsin o oranda aklanmasını ifade eder. Ne zaman nefsimizin kalbinde %51 nur birikimi olursa nefsimiz tezkiye olmuş; yarıdan fazla nurlanmıştır. Tasfiye ise nefsin %100 aklandığı noktayı ifade eder. 28 basamaklık İslâm merdiveninin 21. basamağında Nefs-i Tezkiye’ye, 26. basamakta ise tasfiyeye ulaşılır. Bu noktada kişi daimî zikre ulaşmıştır, hikmetin de sahibidir.
Hepinizin Allahû Tealâ’nın hedef gösterdiği bu kademeleri birer birer gerçekleştirmesini, mutlak surette Allah’a ulaşmayı dileyerek bütün bu güzelliklere adım atmanızı Efendimiz’in himmetiyle Yüce Rabbimizden diliyoruz. Sizleri çok ama çok seviyoruz.
DR. ABDULCABBAR BORAN







