Siyasette bazı anlar vardır ki, ezber bozar. Alıştığımız cepheler bulanıklaşır, yıllardır aynı cümleleri kuran isimler bir anda bambaşka bir yerde konumlanır. Son günlerde yaşanan ve uluslararası basında yankı bulan bir paylaşım da tam olarak böyle bir an yarattı.
Venezuela Devlet Başkanı’na yönelik olduğu iddia edilen olayların ardından, Yunanistanlı bir gazetecinin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı kolları kelepçeli şekilde yakalanmış gibi gösteren bir görsel paylaşması, yalnızca iktidar cephesinde değil, muhalefet saflarında da ciddi bir tepkiye yol açtı. Asıl dikkat çekici olan ise bu paylaşıma karşı sert tepki gösteren isimlerin, normal şartlarda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı eleştirileriyle bilinen kişiler olması…
CHP Genel Başkanı’nın ve gazeteci Yılmaz Özdil’in bu paylaşıma açık ve net bir dille karşı çıkması, doğrusu birçok kişi gibi beni de şaşırttı. Zira bu isimler, siyasi çizgileri gereği Cumhurbaşkanı Erdoğan’a en sert muhalefeti yapan aktörler arasında yer alıyor. Peki ne oldu da bu kez tablo değişti?
Bu sorunun iki olası cevabı var. İlki, bunun soğukkanlı bir siyasi strateji olduğu ihtimali. Yani mesele, Erdoğan’ı savunmaktan ziyade, devletin ve makamın itibarını koruma refleksiyle hareket etmek olabilir. Uluslararası kamuoyuna “Türkiye iç siyasette kavga eder ama devletine yapılan saygısızlığa karşı birleşir” mesajı verilmek istenmiş olabilir.
İkinci ihtimal ise daha derin ve belki de daha samimi: Gerçek duygular. Yani tüm siyasi ayrışmalara rağmen, söz konusu olanın bir kişi değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş cumhurbaşkanı ve dolayısıyla devletin kendisi olduğu bilinci. Bu noktada ideolojik pozisyonlar geri çekiliyor, yerini ortak bir hassasiyet alıyor.
Hangisi doğru, bunu zaman gösterecek. Belki de her ikisi birden. Ancak şu gerçek ki, bu refleks toplumun önemli bir kesiminde karşılık buldu. Çünkü bu ülkede milyonlarca insan, “Erdoğan’a karşıyım ama Türkiye’ye de yapılan hakarete karşıyım” cümlesini aynı anda kurabiliyor.
Asıl mesele de tam burada düğümleniyor. Vatan söz konusu olduğunda, her konuda aynı düşünmek zorunda değiliz ama aynı tepkiyi gösterebilmeliyiz. İçeride ne kadar sert tartışırsak tartışalım, dışarıdan gelen küçümseyici, aşağılayıcı ya da itibarsızlaştırıcı yaklaşımlara karşı ortak bir duruş sergileyebilmeliyiz.
Bu yüzden yaşananlara sadece “şaşırtıcı bir çıkış” olarak değil, siyasetin nadir ama kıymetli anlarından biri olarak bakmak gerekiyor. Belki de bize, unuttuğumuz bir gerçeği yeniden hatırlattı: İsimler, partiler, ideolojiler geçici; devlet ve vatan kalıcıdır.
Ve evet, vatan söz konusuysa, gerisi gerçekten teferruattır.







