Bir şehirde meydanlar yalnızca beton, taş ve projelerden ibaret değildir.
Meydanlar hafızadır, ortak duygudur, geçmişle bugün arasında kurulan sessiz bağdır.
Gebze’de Atatürk Anıtı’nın kaldırılmasıyla birlikte yaşanan tartışma da tam olarak bu bağın ne kadar hassas olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Belediye açısından bakıldığında mesele teknik bir düzenleme, bir altyapı çalışması olarak anlatılıyor. Metro, yer altı çarşısı, meydan düzenlemesi…
Hepsi şehirlerin büyüme sürecinde ihtiyaç duyduğu projeler.
Buna kimsenin itirazı yok.
Ancak sorun tam da burada başlıyor:
Her doğru proje, doğru yöntemle uygulanmadığında başka bir yanlışa dönüşebiliyor.
Atatürk Anıtı gibi simgesel değeri yüksek bir yapının, gece saatlerinde ve kamuoyuna yeterince anlatılmadan yerinden sökülmesi, doğal olarak toplumda güvensizlik ve tepki yarattı.
Atatürk’e ait bir simgeye yapılan her müdahale, niyet ne olursa olsun, hassasiyetle ele alınmak zorundadır.
Öte yandan şunu da görmek gerekir: Her anıt yerinden oynatılamaz diye bir kural yoktur. Ancak bu tür sembollerle ilgili kararlar şeffaf olmalı, geniş mutabakat aranmalı ve en önemlisi toplumun duygusal eşiği hesaba katılmalıdır. Zinnur başkanın, “Sonra yerine koyacağız” cümlesi, doğru olsa bile, zamanlaması ve yöntemi yanlışsa ikna edici olmuyor.
Bu hassasiyet görmezden gelindiğinde, en teknik kararlar bile siyasallaşır, toplumsal gerilime dönüşür.
Belki de bu tartışmadan çıkarılacak en önemli ders şudur:
Şehirleri dönüştürürken, sadece yolları ve meydanları değil, insanların kalbinde taşıdığı değerleri de hesaba katmak gerekir.
Gebze’de bir anıt yerinden alındı, ama asıl yerinden oynayan şey toplumun hassasiyetiydi.
Tabi bu hassasiyeti abartanlarda var. Dün gece olduğu gibi…
Anıtın akıbetiyle alakalı zaten daha önceden bilgi sahibi olan muhalefet ilçe başkanları sanki bir suç işleniyor, yasa dışı bir iş yapılıyormuş gibi davranıp daha da öteye giderek, “anıtı çalıyorlar” şeklinde açıklamalar yaptı.
‘Çalıyorlar’ ne demek!!!
Bir an da gaza gelinip söylendiği belli ama yine de hoş değil.
Neyse ‘komik’ diyerek gülüp geçelim!







