banner114

Okullardaki derin sessizlik ve hüzün…

YILMAZ IŞIK YAZDI...

Okullardaki derin sessizlik ve hüzün…

KÖŞE YAZISI

Çocuklarımız kaç aydır okullarından ayrıydı..

Aylardır çocuklarımız dört duvar arasında bizimle birlikte pandemi hapsine girmiş hem okul sıralarını, hem okul hayatını çok özlemişlerdi…

Dile kolay geçen mart ayından beridir evlerde ve dışarı çıkmamışlar, bizimle birlikte zorunlu sokağa çıkma yasağına onlar da maruz kalmışlardı…

Ve aylar sonra, 12 Ekim tarihinde ise İlkokulun tüm kademeleri ve YKS ile LGS sınavına hazırlanan 8 ve 12. Sınıf öğrencileri yüz yüze eğitime başlamıştı. Bizim afacan ( 4.sınıf öğrencisi torunum): “Dede, yaşasın biz bugün okula gidiyoruz. Öğretmenimizin bize sözü vardı. Çocuklar okula gelirseniz sınıf olarak size  dışarıda hava da aldıracağım. Ben okulumu çok özledim ..” demiş.Sabahın köründe okulun ana kapısında soluğunu almıştı…

Evlatlarımız ne güzel haftada iki gün( sınıf olarak iki gruba ayrılmış, bir grup pazartesi-Salı, diğer grup Perşembe-Cuma olarak yüz yüze eğitime başlamışlardı…)

Aylardır okullarından ayrı kalan bizim minikler( Artık kocaman oldular ki, uzun ve zorunlu  bir pandemi tatilinin ardından öğretmenleri bile tanıyamadığı çoğunu. Gerçi uzaktan eğitim ve canlı ders zamanlarında sadece öğrencilerini ekranlarından görmüştü öğretmenlerimiz. Öğrenciler de öğretmenleri ile irtibatı  sadece uzaktan görüntü ile görebilmişti..)

Hem öğretmenlerinin, hem öğrencilerin gözlerindeki  o eğitime ve okula hasret ifadelerini görmek mümkündü.

Her sabah okullarına  maske ve ayrıca siperlik de takarak aylardır evde kaldıkları o sıkıntılı ve kapalı günleri geride bırakarak okulun yoluna adeta koşarak çıktılar…

Öğretmenler de çocukları kadar sevdikleri öğrencilerine kavuşmuş, hem de öğrenciler çok özledikleri öğretmenlerine sınıflarında kavuşmuşlardı…

Aylardır  sessiz kalan okullarımız da minik çocuklarımızın hayat veren sesleri ile daha da canlanmış ve kendine gelmişti okul hayatı da…

Pandemi döneminin getirdiği sıkı kurallar olan maske+mesafe+ hijyen kuralı çerçevesinde eğitim ve öğretim  hayatına diğer okullarda olduğu gibi bizim okulumuzda uyuluyordu.

Ve Mili Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yayınladığı takvime göre 2020-2021 eğitim öğretim yılı birinci dönem ara tatili 16 Kasım 2020 Pazartesi günü başlayacak 20 Kasım 2020 Cuma günü sona erecekti…

Ta nereye kadar… 18 Kasım 2020 tarihinde acilen alınması zorunlu kılınan yeni pandemi kurallarına kadar.

 Çünkü Dünya genelinde olduğu gibi, ülkemizdeki koronavirüs vakalarında büyük artışlar meydana gelmeye başlamış ve bu durum Korona Bilim kurulu tarafından tavsiye edilen yeni tedbirleri içeriyordu. Bu tedbir tavsiyelerine de hükümetimiz bir kararla yeni kısıtlamalara gidiyordu.

Alınan yeni tedbir kararları ile günlük hayatımızda yeni kısıtlamalara gidildiği kararı alınmış bunun içinde okullarımızın da yıl sonuna kadar online sistemi ile devam edileceği ne karar verilmişti…

Yani çocuklarımız 16 Kasım 2020 Pazartesi günü başlamış oldukları ara tatilinden artık okullarına ikinci bir karar kadar dönmeyeceklerdi…

PILIYI PIRTIYI TOPLADIK, ŞİMDİLİK OKULA ZORUNLU VEDA…

Halbuki haftada iki gün yüz yüze okul eğitimi bile bizleri sevindirmişti. Ancak dünyanın başına bela olan Covid-19 buna bile müsaade etmiyordu ne yazık ki.

Ve, “Gelin dolaplarınızdaki kitaplarınızı alın” daveti ile biz torunumla birlikte okulumuzun yolunu tuttuk.

 Dışarıda sert bir poyraz fırtınası vardı…Gökyüzünde kara bulutlar rüzgarın da etkisiyle fişek gibi üzerimizden geçip denizin tarafına doğru yol alıyorlardı…Okulun bahçesinde ve ağaçlarında karga kuşlarının çokluğu dikkatimizi çekmişti… Galiba hava iyice soğuyordu ve bunun işaretiydi…Yanımdaki biricik torunum daha yeni yeni kavuştuğu okuluna ana kapıdan giriş yaptı… Gözlerine baktım. Sezilir bir hüzün vardı sanki…Bilemezsin minik yüreğinin içindekilerini… “Dede, dolabımdaki kitapları alacağız, sınıfımız dördüncü katta”diyerek önümden koştu okula girdi. Ben de peşinden…Sınıfa çıktık…

Sınıf ve okul sıraları bom boştu. Derin bir sessizlik çökmüştü içeriye ince bir hüzünle birlikte… Açık pencereden hızla giren poyraz yeli, öğretmenin masasındaki kolonya şişesini devirmiş. Evladım ilk önce onu alarak masaya özenle yerleştirdi. Rüzgârdan dağılan kâğıtları düzeltti ve kendi dolabına yöneldi kitaplarını almak için. Minnacık elleriyle kitaplarını alarak poşetine yerleştirdi: “ Hadi dede gidiyoruz…” dedi.

Okulda ve sınıflarda derin bir sessizlik hakimdi…

 Gözle görünmeyen bir virüs tüm dünyayı etkisi altına veya daha doğrusu avucunun içine almış esir etmişti sanki insanlığı ve tüm medeniyeti…

Şu anda yapacak bir şey yoktu…

Okulumuzu arkamızdan bırakarak evimize döndük…

Biz de insanız betondan yüreğimiz yok…

Çok etkiledi beni bugünkü belki önemsiz gibi gözüken ama çok önemli olan bu “zoraki okulla veda” seremonisi…

İnanın en az evladım kadar derin etkilendim…

Onun minik yüreğinde esen fırtınaları ise asla kestiremem…

Okulumuzu çok özleyeceğiz elbette… Şimdilik Evden eğitime devam…

Galiba şu anda yapacak bir şeyimiz de yok…

Belki çocuklarımız artık şimdiden okullarına böyle zorunlu şekilde veda ettiler…Canımız sağ olsun.

“İnşallah gene belki bir gün öğretmenimiz ve sınıf arkadaşlarımız ile yeniden yüz yüze buluşacağız…” diyerek sınıf kapısının yanında fotoğraf pozu vermesi yok muydu?

Çok etkiledi derinden beni…

Ama belli etmedim…

Okullarımızı, ilim ve irfan yuvalarımızı, ama en önemlisi o okulları çınlatan çocuklarımızın seslerini çok ama çok özleyeceğiz…

Yeter ki canımız sağ olsun..

Napalım?

Umutlar bitmez…

YILMAZ IŞIK

YORUM EKLE